

Roberto Baggio’nun topu dağlara taşlara dikmesinin üzerinden tam yirmi sene geçti. Dünyanın en prestijli kupası, bu vuruş sonrası at kuyruklu İtalyan’ın ellerinden kayıp gitti. Aldanmayın siz Taffarel’in dizlerinin üzerine çöküp göğe doğru şükretmesine, bu kare mutsuzluğun fotoğrafıdır. Tepeden tırnağa hayal kırıklığıdır. Olsun, ziyanı yoktur.
Çünkü mutsuz sonlar bazen sadece mutlu başlangıçlardır.
On üzerinden yedi sekizlik insanların, birliktelik puanlarının ters sinerji ile üç dört olmasına benzer bu durum. Sado mazo bir ilişki yoksa geleceğe birlikte yürünmeyeceğinin delaletidir pek tabii. Kaçar penaltı, ölür ilişki zaman içinde. Bu ölümün biçimi gerçek ölümden farklı değildir. Birliktelik, acılarla dolu uzun ve zor bir sürecin sonunda da bitebilir, aniden tık diye de gidebilir. Mevzu bahis iki kişi olsa da tek kalbin durması yeterlidir.
Nihayetinde iş biter, her birey yoluna gider. Gider gitmesine de yolunu çizemez. Daha doğrusu, o çizgiler eskisine benzemez. Bazen andırmaz bile. Misal, birinin iyimserliği kalır diğerinin üzerinde, diğerinin bir alışkanlığı geçiverir ötekine. Kimi diğerinin hatalarından, kimi doğrularından ders alır. Hasılı insanda, ona dokunmuş insanlar kalır.
Bu kalıntıların arasında çamur tortusu da vardır, altın ışıltısı da. Tortular ve ışıltılar; hayata bakışını da, çizginin açısını da geri döndürülemeyecek biçimde değiştirir. Denklemi biraz alengirli de olsa, hayatın da kendine has bir matematiği vardır. Değişen o çizgiler; iki mutsuzdan dört mutlu da devşirebilir, tümünün hayatını piç de edebilir. Kim bilebilir?
Senaristin yazdığı gibi ‘hayat futbola fena halde benzer’ ise eğer; Baggio’nun da değişmiş olmalı oyunla ilişkisi. O günden sonra en azından başka türlü gelmiştir beyaz noktaya. Belki de sadece penaltıyı kaçıranlarla değil, hayatı ıskalayanlarla da empati kurmasına neden olmuştur o kaybediş. Budizm’e meyledişinin altındaki neden budur belki de. Kim bilebilir ki bilincin derinliklerini ve altının ettiklerini ?
Aradan geçen iki on yıl boyunca Baggio kaç penaltı daha kullandı, kaçını gol yaptı, bilmiyorum. Bir ara bizim takımlar için yazmışlardı, olmadı. Yolu düşmedi, belki de kendi düşürmedi kendini. “Sen neden çok iyiydin” sorusuna, “ben önce düşünürdüm” yanıtını verebilecek denli akıllı topçuydu çünkü. Sahada, saliseler içinde nabzı bilmem kaç atarken düşünmeye fırsat bulan adam, bu coğrafya üzerine de hayatın geniş zamanlarında düşünmüştür herhalde.
Gelseydi çok mutlu olacaktı belki de. Fakat yüzmenin bir yararı yoktur nedamet denizinde. Hele de mevzu bahis ihtimallerse. Kimse bilemez ki inşa etmediği geleceği. Ziyanı yoktur yani.
Çünkü mutlu sonlar da bazen sadece mutsuz başlangıçlarıdır. Tıpkı mutsuz sonların bazen sadece mutlu başlagıçlar olması gibi…