

Seksen doğumlu, yaşıt iki topçu; Dirk Kuyt ve Emre Belözoğlu
Birini taraflı tarafsız neredeyse herkes severken, diğerini taraftarları arasında dahi seveni ara ki bulasın. İkisi de sahayı terlerinin son damlasına kadar ıslatıyor oysa.
Benzer niteliklere haiz bu oyunculara duyulan zıt hislerin nedeni; hırs ve azim arasındaki ince çizgi olabilir mi?
Hırs, kendini ispatlamak için yırtınma hali. Başarmak, sadece bir vesile. Elaleme kendini göstermenin vesilesi. Hırsın, sözlükte iki adet anlamı var; biri sonu gelmeyen istek, diğeri kızgınlık. Gelin bu ikisini harmanlayalım ve kızgınlığın harladığı bu sonsuz isteği biraz daha açalım.
İç kaynaklı olmayan, kökü dışarıda olan tepkisel bir güç hırs. Aynı zamanda aceleci. İşini kestirmeden görmeye çalışan bu tepkisel gücün mayası engellenmişlik duygusu, onun körüklediği öfke ise sonucu. İşe yarar, sonuca götürür kimi zaman, ama her daim aklı gölgeler ve mutlaka sürece kıyar. Görkeme yaklaştırsa ve hatta ulaştırsa bile insanı sevimsiz kılar.
Emre’yi sevimsiz kılan tam da bu işte, gözlerinden fışkıran öfkeli hırsı.Şansı ise muhterisliğine kifayetlerinin eşlik etmesi. Gerçi becerisinin örtemeyeceği yanlışlarla dolu kariyeri. Irkçılık gibi aşağılık bir suçtan yargılandığını da gördük, gol atıp basın tribününe hareket çektiğini de. Hırçın tavırlarını ‘ne yapayım, haksızlığa gelemiyorum’ diyerek yedirmeye çalıştıysa da olmadı. Yemedi Anadolu çocuğu, Emre’yi hiç sevmedi..
Sevilene geçelim şimdi. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi nedeniyle lakabı Duracell olana; Kuyt’a… Ve onun, bu oyunun büyüklerini dahi büyüleyen azmine. Azmin sözlük anlamı engelleri aşma kararlılığı, yeşil sahadaki sembolü ise bu Hollandalı. Alex Ferguson, ‘geldiğinde 1, 87 metreydi’ diyor onun için ve ekliyor ‘giderken 1, 72. Çünkü bacakları kütükleşene kadar koştu”
Bacaklarını kütükleştiren çalışkanlığı ona duyulan saygıyı güdükleştirmedi neyse ki, aksine ivmelendirdi. Azmin olmazsa olmazı; sebatla, sabırla, içten yanmalı motivasyon motoruyla çimenlerin üzerinde gezinen bir kişisel gelişim abidesine dönüştü aradan geçen yıllarda. Niyeti taşı delmekti, umru değildi ‘deldim işte’ demek. Kazanma arzusu ile dolan fakat rakibi ezme öfkesi ile boşalmayan, nereden bakarsak bakalım dolu bir bardak. Bardağın dibi desek yeri.
Kuyt ve Emre’yi, daha doğrusu azmetmenin ve hırslanmanın sonucunda insanlarda oluşturduğumuz hisleri anlatmaya çalıştım; Sevilmeyi ve tam tersini.
Ey okur, meselenin ‘sevilmek’ değil, asıl meselenin ‘sevmek’ olduğunu düşünüyorsan; biz böyle öğrendik Ramiz Dayı’dan diyorsan, yine de buruşturup atmadan yazımı bir kenara, ver kulağını Can Baba’ya ; “Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren; SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN.”